Habibe Tilki UZEL
Dilencilik sektörüne dur denilmeli


Dilencilik sektörüne dur denilmeli

 

Geçtiğimiz günlerde çok sevdiğim sevgili grafiker arkadaşım Özgür hanım ile sohbet ettik. Kendisiyle memleketim olan Eskişehir’de çalışmış olduğum gazete Sakarya Gazetesi’nde birlikte çok mesai tamamladık. Güzel çalışmaları ortaya çıkarırken güzel bir dostluk ilişkisi de kurduk. Sohbetimiz esnasında az önce yaşadığım bir olayı sana aktarmak istiyorum dedi. Hepimizin bildiği üzere kentlerin bir sorunu da ne yazık ki dilenciler. Öyle ihtiyaçları olduğundan falan değil bunu basbayağı meslek haline getirdiklerinden sokaklardalar. Özgür hanım yolda giderken kucağında bir çocukla dilenen kadın ihtiyacı olduğunu söyleyip para ister. Arkadaşım ise kendisine herkesin paraya ihtiyacı olduğunu, genç ve sağlıklı göründüğünü, çalışıp çocuğuna bakabileceğini söyler. Fakat kadın olabildiğince rahat bir tavırla “çalışamam, çalışmak istemiyorum, bu şekilde çok iyi zaten, eğer senin de ihtiyacın varsa bunu yapabilirsin” der. Özgür hanım doğal olarak aldığı cevaplar karşısında şaşkınlıkla oradan öylece uzaklaşır fakat olayın etkisinde bir süre kalır. Benimle paylaştığında da hala şaşkınlık içindeydi. Bense daha konuyu anlatır anlatmaz iznin olursa köşemde paylaşmak isterim sevgili okuyucularımla dedim.

 

Şöyle ana caddeleri boylu boyunca bir gezmeye çıkalım, çeşitli köşe başları hatta trafik lambaları her yerde karşımızda bu tip insanlar. Çoğu zaman yanlarında, kucaklarında hali perişan bir bebek, üst baş dökülüyor vaziyette, mahcup bakışlar, utangaç haller… Hepimiz bu tabloyu çok iyi biliyoruz. Üstelik hepimiz mutlaka hayatımızda birkaç kere onlara yardımcı olduğumuzu zannederek bir şeyler vermeye çalışmışızdır. Kimimiz o çekingen bakışlara aldanmışızdır, kimimiz o bebeğe üzülmüş verdiğim para mama parası olur belki demişizdir. Ama işin aslı hiç öyle değil. Bakın yukarıda yaşanmış gerçek bir hikaye bunu çok iyi özetliyor. Bu dilenciliği yapan kişilerin hali vakti belki çoğumuzdan çok iyi. Günlük aldığımız paralardan belki daha iyi para topluyorlar akşama kadar. O üst baş tamamen role girmenin ilk yolu. İsteseler belki çoğumuzdan iyi giyinecek paraları var. Hatırlayanlar olabilir ulusal haberlerde de çıkmıştı zamanında. Dilencinin hesabındaki o yüklü paralar, pahalı telefonlar. Bu insanlar utanma duygularını tamamen ruhlarından atarak kolay para kazanmanın yolunu bulmuş kişiler. Mesai yapıp, evine helal para götürmek herkesin harcı değil. Otur bir köşeye sızlan ve gelsin kolay paralar.

 

Bizler ise hiç kolay para kazanmıyoruz. Pek çok şeyden fedakarlık ediyor, işimizin başına geliyor. Neden? Çünkü onurlu bir yaşam sürüp, hakkımızla para kazanmak, evimize onu götürmek için. Üstelik duygusal bir toplumuz. Fakat aynı zamanda gaddar. Çok zorda kalıp gelip yardım isteyen birine inanmayıp ters çevirmeyi biliyoruz. Ama hiç tanımadığımız fakat sahte gariban tabloya inanıp yardım etmekten kendimizi alamıyoruz. Durum böyle olunca da bu kolay para kazanıcılar, toplumun duygularını sömürücüler giderek çoğalıyor.

 

Bu kişilerle ilgili neden doğru düzgün bir çalışma yok bunu da anlamış değilim.  Hem kentleri bu basit görüntüden kurtarmak hem de halkın duygularına acıtasyon yapılmasını engellemek açısından gayet aciliyet gerektiren bir konu bu. Öyle böyle değil ciddi adımlar atılarak yapılmalı. Zira zabıtanın dilenciyi bu köşeden kovalayıp onun gidip diğer köşeye oturmasıyla olacak iş değil. Yahut karakola götürüp tutanak tutulup salınmasıyla da bu durumun önüne geçilemez. Halkımızın hem dini duyguları hem vicdanı hem cebi sömürülüyor. Kesinlikle katı yaptırımlar oluşturulmalı ki bunu yapanlar durumu sektöre çevirmekten vaz geçsinler. 


Yayınlanma Tarihi : 2019-10-24 18:09:28
Okunma Sayısı : 262
reklam yan

Habibe Tilki UZEL Diğer Yazıları